gulcehre

  • 18/3/2007 - bir hayali gerçekleştirebilirsiniz...
  • "Yaşama gün değil ama güne yaşam verebiliriz"

    Türkiye’nin dört bir yerinde yasayan ve hayati tehlike taşıyan bir hastalığı olan çocukların “dileklerini” gerçekleştirmek, çocuklara ve ailelerine unutamayacakları bir an ve umut, mutluluk ve neşe katmak, özel durumu olan her çocuğun en çok istediği şeyi gerçekleştirmek, çok hasta bir çocuğun yaşamında önemli bir fark yaratmak Bir Dilek Tut Derneği’nin ana misyonudur.

    Dernek Türkiye’de tıbben uygun nitelikteki her çocuğa ulaşmayı ve onlara bir parça umut, dayanma gücü ve sevinç vermeyi amaçlamaktadır.

    Bir çocuğun tuttuğu dileğin gerçekleşmesi ile hasta olduğunu unutması ve çocukluk heyecanını yeniden yaşaması için destek olun.
    www.birdilektut.org

    "bir hayali gerçekleştirebilirsiniz"

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/11/2006 - işte öyle
  • Uykuların kaçar geceleri,
    Bir türlü sabah olmayı bilmez.
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
    Deli eden bir ugultudur baslar kulaklarında.
    Ne çarsaf halden anlar, ne yastık,
    Girmez pencerelerden bekledigin aydınlık…

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/11/2006 - Durum hiç değişmedi ki...
  •    
     Kasım Efendi'nin garip inanışları da vardı.
     Merhametli kalbinde hayvan sevgisine geniş yer
     veren Kasım Efendi'nin evinde sürüyle kediler,
     köpekler bulunurdu. En büyük zevki güvercinlere
     ekmek doğramaktı. Hayatında hiç et yemez,
     bahçesinde her cins kümes hayvanı beslerdi. 
      
     Ama onun en çok sevdiği "Karabaş"tı. Ondört
     yıllık köpeğiyle öylesine anlaşırdı ki,
     kelimesiz birbirlerinin sevinçlerini,
     üzüntülerini anlarlardı. Çoluk yok, çocuk
     yok...
     
     Ondört yıl bu Karabaş'la birlikte geçmişti.
     Karabaş iki gün süren bir hastalıktan sonra
     ölünce, Kasım Efendi perişan oldu. Hiçbişey
     onu avunduramaz oldu. Yirmidört saat, başında
     ağladı. Onu evine aldığı zaman yumruk kadar
     bişeydi. Parmağım süte banar, meme gibi ağzına
     verirdi. Karabaş sonradan koç kadar iri, güzel,
     insanlardan çok anlayışlı bir hayvan olmuştu.
     
     Kasım Efendi, Karabaş'a karşı son sevgisini de
     gösterecekti. Gözyaşları içinde hayvanı,
     tıpkı bir insan cesedi gibi sıcak sabunlu sularla
     yıkadı. Ona bir de tabut yaptırdı. Kendisini
     tanımadıkları bir mahalleye taşındı. Konu
     komşuya, muhtara, imama çocuğunun öldüğünü
     söyledi. Büyük bir cenaze töreniyle Karabaş
     evden kaldırıldı. Kasım Efendi, paradan yana
     sakınmıyordu.
     
    İskatçılara, duacılara, imama bol bol paralar
     verdi.
     
     Tabut cami avlusunda musalla taşına kondu. Tören
     tamamlandıktan sonra, mezara götürüldü. İşte
     bütün aksilik orda oldu. Oyuncu bir hayvan olan
     Karabaş, son oyununu da oynamıştı. Hocalar,
     kalabalık mezarın başında, biyandan gözleri
     yaşlı Kasım Efendi'yi teselli ederlerken,
     biyandan da dualar okuyorlardı. İki mezarcı,
     tabutu alıp çukura yerleştirirken, gözleri
     acayip bişeye ilişti. Tabut tahtasının budak
     deliğinden dışanya iki karış uzunluğunda bir
     köpek kuyruğu sarkıyordu. İki mezarcı korkudan
     tabutu ellerinden düşürdüler. Herkesi bir
     şaşkınlıktır aldı. Kasım Efendi, işi
     düzeltmek için,
     
     "Yavrum kuyrukluydu!" filan dedi ama, bir yavruda
     iki karış uzunluğunda kuyruk olabileceğine kimse
     inanmadı. Tabutu açtılar, içinden Karabaş'ın
     ölüsü çıktı.
     Kasım Efendi'yi çalyaka Kadı'nın karşısına
     çıkarttılar. İmamdan, cemaatten meseleyi
     dinleyen Kadı, Kasım Efendi'ye,
     - Bir iti, niçin bir insan gibi teçhiz ve tekfin
     edersiniz? Dinimiz adab ü erkanına mugayir değil
     mi?.. diye sordu.
     
     Kasım Efendi:
     - Ah Kadı Efendi, dedi, Karabaş'ın nasıl bir
     hayvan olduğunu, onun meziyetlerini bilseydiniz,
     suçlu bulmazdınız.
     - Bir itin ne meziyeti olur ki, onu mezarlığa
     defnedersin?..
     - Evvela, sadıktı... Bir kemik parçasının
     ölünceye kadar hatırını sayardı. Kimseye
     fenalık etmezdi. Cesurdu, güzeldi.
     - Bunlar sebep değil...
     Sıkışan Kasım Efendi, kendi yaptırdığı
     hayratı, Karabaş yapmış gibi anlatmaya
     başladı.
     - Hayır hasenat sahibiydi. Malının zekatını
     verirdi. Fitresini verirdi. Fakir fukaranın
     gönlünü hoş ederdi.
     - Böyle şey olmaz...
     - Hatta, sağlığında bir çeşme de
     yaptırmıştı. Bir sebil tamir ettirmiş,
     medreseye iki halı hediye etmişti.
     
     Kadı,
     - Sen mecnun musun? dedi, bir köpek böyle şeyler
     yapabilir mi hiç?
     Zor durumda kalan Kasım Efendi,
     - Köpekti ama, siz onun ne köpek olduğunu
     bilemezsiniz. Hatta ölmeden önce bana vasiyet
     etmişti... dedi.
     
     Hiddetlenen Kadı,
     - Bre mecnun, sen herkesi kendin gibi sersem mi
     sanırsın? Hiç it vasiyet eder mi?... diye
     bağırdı. O zaman Kasım Efendi,
     - Kadı Efendi, inanın vasiyet etti. Malının
     fakir fukaraya verilmesini söyledi... dedi.
     Kasım Efendi kuşağının arasından bir kese
     çıkardı:
     
     - Hatta şu beşyüz altının da Kadı Efendi
     Hazretleri'ne verilmesini vasiyet etmişti.
     
     Kadı Efendi'nin gözleri yaşardı,
     
     - Allah'ın rahmeti üstüne olsun, dedi, anlat
     Kasım Efendi, anlat. Merhum daha neler
     söylemişti?... Aman hepsini bir bir anlat
      Merhumun vasiyetini yerine getirelim. Büyük
     
    sevabı vardır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    little bit crazy...

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • anilir

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |